Now Playing Tracks

Termessos (Ancient City in Antalia)

Termesos is one of the best preserved of the ancient cities of Turkey.

Termessos constitutes an unusual synthesis of a large number of rare plants and animal species, which are under protection in the Termessos National Park. Concealed by a multitude of wild plants and bounded by dense pine forests, the site, with its peaceful and untouched appearance, has a more distinct and impressive atmosphere than other ancient cities. Because of its natural and historical riches, the city has been included in a National Park bearing its name.

Termessos is one of the most interesting ancient sites in Antalya. It’s located inside the National Park to the north-west of the province, approximately 34 km (21 miles) from the city center. It’s a spectacular Psidian city built on the Taurus Mountains at approximately 1050 meters (3445 feet) above the sea level. Today, the site is mentioned in Unesco’s Tentative List for World Heritage.

The ancient city of Termessos was found by the Solyms who lived in the Psidia region, who have been cited in the Iliad by Homer in connection with the legend of Bellerophon. We don’t know much about the Solyms but probabily they were of Anatolian origin, unlike other settlers in the region who usually came from the sea. The city is one of the few places which Alexander the Great couldn’t capture it despite his siege in 333 B.C. because it was an eagle’s nest built in a valley hidden between the mountains. Even today, in order to visit the city you should have a good physical condition to walk uphill, but when you reach the site the views are breathtaking.

During the 2nd century B.C. the Termessians fought against neighbouring Lycian cities and then against Isinda who were their other neighbour in Psidia region. They also fought against Serge, another ancient city near Attaleia (modern day Antalya). Termessos had good relations with Attalos II, king of Pergamon.

During the Roman empire, Termessos became a Roman ally so they received their independent status from the Senate in 71 B.C. The inhabitants abandoned the city in the 5th century A.D. after a gradual decline and earthquakes which destroyed its aqueduct and thus their water supply.

Termessos is one of the best preserved ancient cities of Turkey. The most significant remains of the site are the fortified city walls, towers, king’s road, Hadrian’s gate, agora, stoas, gymnasium, heroon, odeon, theatre, tombs, temples, houses, shops, cisterns and drainage system. All of this is located in a dense vegetation, surrounded by typical Mediterranean flora. Amongst the sarcophagi, there are the ones of Alcates, the rival of Antigonos who was one of Alexander’s generals, and of Agatemeros. The views from the theater are magnificent, which had a capacity of five thousand spectators. So far, there isn’t any scientific excavations held in the city.

Termessos named double “s”, provides linguistic evidence that the city was founded by the people of Anatolia. According to Strabo, the Pisidian people as the inhabitants of Termessos slymn They called themselves. The name given to live in the mountains, and here identified with Zeus and Zeus in later years lead to an increase in the cult of Anatolian god who was derived from Solymeus Solymes. There are usually the coins and coins the name of this god given Termessos.

BOŞLUK

Yazarların en büyük korkusu nedir bilir misiniz?

Boşlukta kalmak.

  Yazar bir açıdan iç mimardır. Uygun sözcüklerle döşer kâğıdını.

Ya yazar uygun sözcükleri bulamaz, tıkanırsa? O zaman yok olur, ezilir, büzülür sözcüklerin karşısında.

  Yazar boşluğa düşmeden kelimelere tutunarak yaşamaya çalışan bir canlıdır.

Yaşamın kesintisiz akışını, karakterin anlatılamaz niteliğini ve dış koşulların karakterde bıraktığı izleri adeta bir ressam misali göz önüne serer, kimi sevgi sözcükleriyle, kimi hüzünle.

Gitmediği, yaşamadığı yerleri ele alır bazen, bu açıdan da hayattan intikam alma silsilesidir kelimeleri, sert bir rüzgâr gibi eser cümleleri.

Yazarların tavsiyelerini okuduysanız, Muriel Spark iyi bir yazar olmak için, bir kedi edinin demiş. Yani hayvan sevgisiyle mutlu olmayı seçmiş.

Benim fikrim Spark ile tam paralel olmasa bile amacı aynı. Yazılarınızı mutlu veya mutsuzken en iyi şekilde yazarsınız; boşluktayken değil.

  İlk kitabımı yazarken, ana karakter Cemal’in bir hikâyesini ele almıştım. Eşsizdi; tarihsel bir fanteziden öteydi; bir yükselişin, kendini keşfedişin öyküsüydü bu.

   Kitabı okurken fark eden dikkatli okuyucularımdan aldığım güzel mesajlar ise hediyesiydi elbet.

İlk kitap, şayet iyi ise yazarın boşluğa düşmemesini sağlar; boşluğa düşmemek için ne olursa olsun yazmanız gerekir.

Örneğin; Virginia Woolf, içinden çıkamadığı bir bunalım sonucu intihar etmiştir. Bunalımın nedeni mutsuzluk değildi kanımca,boşluğa düşmüştü,hiç kelimelere tutunamayacağı boşluğa; bu sebeple artık yazamayacağını,etkili olamayacağını düşündü.

 O “Kendine Ait Bir Oda” adlı uzun denemesinde,kadın yazarların erkeklere eti bir dünyada karşılaştığı zorlukları anlatıyor, “Yazın” diyordu.

  Özetle;

Yazın,aklınıza gelen her güzel şeyi;çiçeği,böceği..

Kendinizi keşfedin,hayal edin ve keyfini çıkarmaya bakın!

 

Read More

Dans Etmek ya da Yürümek

  Edebiyatı tanımlıyoruz. Nedir edebiyat? Anlatım biçimi mi yoksa yaşam tarzı mı?

Bence güzel soslarla harmanlanan bir akşam yemeği edebiyat. Neden akşam yemeği peki?

Kanımca, bir edebi eser en iyi akşam okunur, yani lezzeti en iyi akşam alınır. Etraf dingindir,sadece kendi sesimizi duyarız.

Etraf karanlıktır ve sadece kitapta ki ışıltıyla aydınlanırsınız. Kelimeler kalbindeki karanlığı aydınlatır,gözlerdeki perdeyi aralar.

  Yazarın/Şairin kafasındaki derin duyguları işitebilmek için yaratılan bir araçtır kitap. Kitabı güzel yapan kelimeler, kelimeleri ise ahenktir, ritmdir.

   Edebiyatta ritmi sağlayan iki çeşit anlatım bulunur.

   Şiir-Düzyazı

Şiir daha çok ritme sahiptir düzyazıya göre. Edebiyatın incisidir ritim. Eseri anlatım biçimiyle eser yapandır.

   Saf şiirin öncüsü sayılan Paul Valery’e göre, şiir yazmak dans etmeye, düzyazı ise yürümeye benzermiş. Farkında mısınız bilmiyorum ama ikisinin de ritmi var, ikisinin de amacı.

Şiirin amacı kendisidir.

Şiir uygun yazılan ritmik sözcüklerle sözcüklerin alt katmanında yankılanan iç sesleri bulmaya yöneltir. Fakat düzyazının olay ya da düşünce anlatmak gibi bir amacı vardır.

    Bana göre iyi ki edebiyatta sadece şiir yok. İnsanlar salt duygu istemez,olay akışı,düşünce gibi kavramların da eklenmesi gerektiğini düşünürler.

     Edebiyatla kalın.

To Tumblr, Love Pixel Union